Geçenlerde bir arkadaşımla hasbihal etmek için bir araya geldik.Öylesine havadan sudan konuşurken konu “vicdan” kavramı üzerine geldi bir şekilde.
Arkadaşım konu üzerinde mütealalarını anlatırken benim aklıma birden “Size gönüller veren O’dur” ayeti kerimesi düşüverdi.Tahmin ediyorum ki gönül ile vicdan aynı şey.Hani deriz ya “vicdanım sızladı”,aslında sızlayan gönlümüzdür, gibi.
Yaptığınız her ne kadar size doğru gibi gözükse bile Hak katında doğru görülmüyorsa vicdanınız ile başınız dert de demektir.Çünkü orası size hep gerçeği haykırır.O zaman şöyle bir soru ile karşı karşıya kalırız;
İçimde benden farklı düşünen ve bana itaat etmeyen bir şey mi taşıyorum?
Cevap;evet.
İçimde doğruyu yaptığım da beni tasdikleyen aksi istikamette yapılanları onaylamayan bir karar mekanizması var.İşte ben buna gönül veya vicdan diyorum.Bana verilen bu yüce duygu için yaratıcıya çok teşekkür ediyorum buradan.
Eğer ki secde etmeye sebep bulamayanlar olursa bunu bir düşünsünler derim.
Yaşadığımız yüzyıl içerisinde bununla ilgili üzücü bir örnek verebilirim.
Yanılmıyorsam bir Afrika ülkesinde (Sudan) karnı aç olan bir çocuğun BM yemek kampına gitmeye çalışırken arkasında onun ölmesini bekleyen bir akbaba karesini fotoğraflayan kişinin (Kevin Carter),o çocuğa yardım etmeden orayı terk edip gitmesi doğrumuydu?Hayır değildi.
İşte bunun doğru olmadığını (vicdanı rahat bırakmamış) kendisi de bir zaman sonra anlamış,içinde ki bu sesi susturamayınca intiharı seçmiştir.Tabi üzücü durumlar bunlar.
Bu yazıyı yazarken beni düşündüren veya kendi kendime sorduğum başka bir şey daha var.
İntihar etmelerini istemeyiz elbette ama bu bizim laik faşizanlar bir gün olsun eza ve cefa çektirdikleri malum kesimden dolayı vicdani bir rahatsızlık hissediyorlar mı dır?
Ve ya,
Akşam olup başlarını yastığa koyup uyuduklarında bu kişilerin halleri gece rüyalarına giriyor mu dur?
Gerçi bunlar yüzsüz ve gamsızdırlar.Ben onların farkına varamadıkları bir vicdanları olduğunu düşünüyorum.
Bu intihar etmekten daha kötü gibi duruyor.