Tevazu

Toplumumuzda çok da doğru olmayan bir tevazu kültürü hakim oldu gidiyor.Eğerki bizler gerçekten inanmış mü’minler isek tevazu konusunda da bir ölçümüz olmak zorundadır.

Nasıl ehli tevazu olabiliriz sorusunun hiç şüphesizki en güvenilir kaynağı veya en doğru bilgi alabileceğimiz kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Resulullah’dır.Bu iki mühim kaynağın haricinde gösterilen veya dile getirilen tevazu şekli yanlıştır beklide bir çeşit riyadır.

Bazı tevazu şekilleri vardır ki her şeyi ile bir hakaret kültürünü yasıtmaktadır.Mesela siz birisine “Siz iyi bir insansınız veya Müslümansınız” deseniz karşılık olarak aman efendim biz “adi” adamın birisiyiz karşılığını alabilirsiniz veya kendini alçaltıcı herhangi bir kelime duyabilirsiniz.Fakat aynı kişiye hakaretamiz bir söylemde bulunsanız bakıyorsunuz ki iş tersine dönüyor ve tepki gösteriyor.Buda gösteriyorki esasında bu kişi ehli tevazu değil sadece kendisini öyle göstermeye çalışan bir riyakar oluyor.Hem Allah Resulünün böyle bir uygulaması varmıki?Efendimize böyle iltifat namına bir şey söylendiğinde kendisi adına “adi” kelimesini kullanmışmıdır?Biz tevafuk edemedik,varsa eden buyursun söylesin.

Kur’an’dan ve Sünnet’ten kaynağını almamış her duygu kişi için aslında fazilet değil zaman sonra karşısına çıkacak olan bir zillettir.Her kişi kendisinde var olmayanı dile getirerek sadece kendisini kandırmış olur-olmaktadır.Halbuki tevazu ilahi bir duygudur.Kaynağı direk oraya bağlanmaktadır-bağlanmalıdır.

Bu fazilet duygusunun bir yanılgı boyutuna dönüşmesinin asıl sebeplerinden biriside tevazunun beşer arasında alınıp verilen,zahiren gösterilmesi gereken bir dürtü haline dönüşmesidir.Herhalukarda kişilerin sadece Allah’a karşı bir ebediyet sorumluluğu vardır.İkinci kişilerin sizin hakkınızda ne düşündüğünün çokda önemli bir tarafı yoktur.Tevazu duygusunun aksi istikametinde gözüken riyanın iç dünyamızda hortlamasının sebeplerinden biriside doğru bilinmek,güzel görünmek vb. güdülerin açığa fazlasıyla çıkmasından ileri gelmektedir.

Allah-u Teala Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde kibirden ve riyadan bahseder.Halbuki batıni anlamda kimseye malum olmayan bu hadise yüce Allah’ın zemmine sebep olmaktadır.Allah orada devreye girmekte ve bu halin doğru olmadığını bizlere bildirmekle beraber müdahale etmektedir.Bu hal ile asla kendisinin rızasını kazanamayacağımızı emir buyurmaktadır.

Allah-u Teala bizlerden samimi ve gerçek bir mütevazilik beklemektedir.Bir insanın “gerçek”tevazu sahibi olabilmesi için evvela kendisinin acziyetini idrak edebilmesi gereklidir.Mahviyete ve acziyete uzanamamış kişilerin tevazu ehli olduğunu söylemek veya kişinin kendisini o şekilde tarif etmesi gülünçlükler bataklığına saplanmaktan başka bir şey değildir.Hakiki tevazu sahibi olmak için Allah’ı tanımak gereklidir.Bu tanıyış bilgi ile değil yakınlik ile ancak olabilir-olur.Tavazu tembel insanların değil ancak Hak yolda yakıne erme yarışında olan şahısların elde edebileceği fazilet duygularından sadece bir tanesidir.

Bir şeyin ne kadar kuvvetli ve yüce olduğunu anlarsak o seviyede ne kadar küçük ve aciz olduğumuzu anlarız.Hem her şeyi ile yaratıcısına sonsuz derecede muhtaç olan bir mahlukun varlık davasına soyunması yanılgının karanlık dipsiz çukurlarına düşmekten başka yolu yoktur.Bazıları bu davayı şuurlu bazıları ise şuursuz olarak güder.Sonuç olarak bir uyanıklık hali olmazsa düşülecek nokta yine aynı yerdir.

Çok şık giyinen bir insanın kibir,riya sahibi olduğunu hiçbirimiz iddia edemeyiz.Hırpani giyinmiş ve miskin gözüken birisininde mütevazi olduğunu söyleyemeyiz.Tevazu iç dünyamızda aslında Rabbin karşısında hale dönüşen bir duruştur.”Allah sizin şekillerinize bakmaz.O sizin amellerinize,niyetlerinize bakar” Ayet-i Kerimesi ne kadarda olayı güzel anlatıyor.Tevazu Hakk’ka erme yolunda mesafe kat edebilen zevatlarda gelişen-ikram edilen bir fazilettir.Kendisini her kim olursa olsun başkasından üstün gören tevazu sahibi değildir vede olamaz.Üstünlük ancak Allah’a ne kadar yakın olduğumuzla alakalı bir meseledir.Dağdaki bir çoban firavun gibi kibirli olabilir.En yüksek makamdaki bir insan da Allah’ı tanımak ve bilmek kaydı ile çok mütevazi olabilir.Buradaki biliş ve denge sadece Allah’a has bir mahremiyettir.

Bir mesele karşısında eğerki tevazu gösterip duruyorsanız buna kalbimizde inanmalı.Dil tevazuda ama kalp firavun gibi kibirde ise acaba istediklerim neden olmuyor diye sorup durmamızın gereği yoktur.Bir başkasının bu hal ile Allah’a yaklaşamayacağını çok iyi biliyoruz ama bu gerçeğin bizim için de söz konusu olduğunu hep görmezden geliyoruz.

Şu üç şey oluşmadan bu bir şey oluşmaz.
1-Acziyet
2-Mahviyet
3-Fakr-u Zaruret

Eşittir

Tevazu.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.