Allah’ın adıyla başlarız…
Çünkü O’nun adı her işin tatlılaşmasına,bereketlenmesine,ziyadeleşmesine,nurlanmasına vesile olur.
Bu seferki yazımızda neden tüm arzu,istek ve muradlarımızdan vazgeçip Hakka teslim olmalıyız konusunu ele almaya çalışacağız.Refikimiz Allah’dır.
Öncelikle sizlere konuyu zihnimizde açığa kavuşturma adına Eyüp a.s’ın imtihanıyla ilgili bir kıssa aktarıcaz.
Şöyle ki,
Malumunuz o asil ve mübarek (Ona,ehline ve inananlarına yani kardeşlerimize Allah salat ve selam etsin) Peygamber bedenen bir hastalığa maruz kalmıştı ki hanımı dahi yanında duramamış uzaklaşmak durumunda kalmıştı.İşte o mübarek insanın bütün vücudu kurtlanmıştı.İlginçtir ki bu kurtcuklar birer Allah’ın askerleri edasıyla hummalıca bir çalışmayla görevlerini ifa ediyorlar.Tabi iş kalbe dayanmıştı.O zaman o kutlu insan Rabbimize bu kurtlar artık kalbime kadar geldiler,kalbimi de yiyip senin zikrinden alıkoyulmak istemem diye niyazda bulunur.
Bu kurtlar belli bölgeleri yiyemiyorlar.Bu kıssa içinde ve konumuzla da alakalı olan yerine gelelim asıl.Vucudunu kaplayan kurtlardan bir tanesi yere düşer.Eyüp a.s onu senin nasibin burada deyip alır ve yerine koyar.Ne hikmettir ki bu imtihandan dolayı ah demeyen bu kutlu insan o yerine koyduğu kurtdan dolayı canı acımıştır.Bunu sebebini sorduğunda Allah’a şöyle cevap almıştır.O kurtları senin bedenine ben musallat ettim ve bunu kaldıracak takati de sana verdim.Fakat o yere düşen kurt’u alıp bedenine koyan sensin.Kısaca kıssa bu.
Şimdi bu kıssadan konumuzla alakalı hisse çıkarmaya çalışacağız.
Şüphesiz ki Allah c.c. dünyanın yükünü insanın sırtına yüklememiştir.Fakat biz insanlar bu gerçeğe rağmen illede yükü sırtımıza alıp taşımak istiyoruz.İnsan yaratılış itibariyle zayıftır.Her an yaratıcısına sonsuz derece de muhtaçtır.Acziyeti ve zayıflığı bunun en bariz göstergesidir.
Aslında yük insan’a değil sahip olduğu iman’a yüklenmiştir.
İman duygusu ise Allah’ın her şeye nüfuz ettiğini ve tuttuğunu,taşıdığını hissetme halidir.Yani bizler O’na,O’nun istediği gibi inanırsak O bizi ihata etmiş olur.Zaten ihata etmiştir fakat farkı bizim bunu hissedemeden yaşayışımızdır.
Bir kimsede gerçek iman filizlenirse görecektir ki aslında hayat namına zor olan hiçbir şey yoktur.Çünkü o iman kişiye dünyada ki tüm güçlere meydan bile okutturur.Tarih bunun böyle olduğunu her dönem de kayıt altına almıştır.
Bu güç bizdenmi peydah oluyor?Tabiki hayır.Çünkü bizler o hakiki iman seviyesine kavuşmadan önce böyle hissetmiyorduk.Ama hakiki imana kavuştuktan sonra hissetmeye başladık.Ozaman yükü bizler değil Allah’ın kudreti taşıyor.Fark bizim vesile oluşumuz.
Allah işte bizim bu sahip olduğumuz imanla dünyaya nizam vermek istiyor ve bizlere bu kutlu,kutsal görevi teklif ediyor.Buna Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma bilinci de diyebiliriz.Ayrıca kulluk şuuru da diyebiliriz.
Bedir’i misal alalım.
300 kişilik küçük bir orduya karşı 3000 kişilik bir ordu.Peki bu kalabalığa karşı onları bu kadar cesur kılan şey nedir?Tabiki gönüllerinde peydah olmuş o muhteşem imanlarıdır.Yani onlar sahip oldukları imanları ile bu orduyu yeneceklerine inanıyorlar,hissediyorlar.Onlara bu hissi ilham edenin Allah değil de kendileri olduğunu düşünmek doğru bir akıl olur mu?Evet olmaz.
Allah’ın Peygamber’inin sorumluluğunu ve taşıdığı yükü bir düşünsek ya.O beden bu yükü nasıl taşıyabilirdi.Okadar küffara karşı nasıl milim şaşmadan karşılarında dimdik durabildi-durabilirdi?Bunu Peygamber yaptı demek nefislerimize yapacağımız bir zulüm değilmidir?O mübarek elçi kendisinin de tercihleri doğrultusunda sadece Allah’ın yeryüzündeki nizamını sağlamaya çalışan bir vesile idi.
Yani iş Allah’ındır…
Peki bu kutlu insanlar Allah’ın emir buyurduklarını değil de kendi uygun gördüklerini yapsalardı ne olurdu? O yükün altında ezilir kalırlardı herhalde.İman gönül kulağına bunu fısıldıyor.
Şimdi olayı bize indirgeyelim.
Bazılarımız araba ister,evlenmek için erkek kadın peşinde,kadınlarda erkek peşinde koşarlar (Siz üzerinize alınmayın).Bu ve buna benzer çeşitli arzular peşinde koşmuşuzdur-koşuyoruzdur-koştuk.Halbuki bizler bize emredilen kulluk vazifesini ifa peşinde koşsak göreceğiz ki bizim o diğer olması gereken işlerimiz tamamlanacaktır zaman içinde.Yapmamız gereken fedakarlık,sabrımızdan başka bir şey değildir.Allah kendi zikrinden dolayı diğer işlerine vakit bulamayan dolayısıyla yarım kalan işlerine kefil olduğunu bize haber veriyor.İşte O’na kulluk bu kadar aziz bir şey miş.
Bir şey sen istemeden gelirse Eyüp a.s gibi takatini de sana gönderir Allah.Sana kendisi ile hemhal olma devletini verir.Bir yandan sıkıntıya sokar ama diğer bir yandan sana onu taşıyacak bazı taktikleri öğretir.Mesela sana bazı manevi fetihler ihsan eder.Sen onlarla meşgul olurken gelen sıkıntıyı ne hissedersin nede sana bir gam olarak görünür.Hatta zamanı geldiğinde sıkıntıların gitmesini değil de gelmesini isteyen müptelalılara dönersin.Verici O değimli? Evet O.Dilerse sıkar dilerse genişletir.
Eğer ki bir şeyi sen isterde alırsan ozaman yere düşen kurdu kendi elinle alıp vucuduna koymuş olursun.İşte bu sefer canın yanar.Eh Allah’ım çok canım yanıyor dersin ve döner durursun.Dön dur tabiki de çünkü isteyen sendin.Eğer ki bir şeyi istiyorsan ardından gelecek olan sıkıntıya da katlanacaksın.Sıkıntılan ki bir daha isterken seçici olmaya özen göster.Nerden bildin istediğin şeyin sana salah getireceğini?Hem Allah hayırlısını versin de hem de hayırlısını versin dediğin olayda diret bu olsun de.Bu hale aklı eren varsa beri gelsin.
Halbuki şöyle deseydik,
Allah’ım ben benim hakkımda neyin hayırlı veya hayırsız olduğunu bilemem.Herşeyi bilen sensin.Senden bana hayırlı bir eş veya ev veya başka bir şey vermeni diliyorum.Dedikten sonra fıldır fıldır aranmaya başlamıcaz.Bizler bu arada kulluğumuza devam edeceğiz.Hani işi O’na havale etmiştik ya,güveneceğiz ve bize en hayırlısını vereceğinden hiçbir şüphe etmeyeceğiz.Sen istedin O dilerse verecektir.Artık kafanı o tarafa yormana gerek yok.
O sana mülkünden verdiğinde ama senin beklediğin gibi çıkmadığında (Zahiren biz öyle zannederiz) göreceğiz ki onu taşıyacak gücüde bize verecektir.
İşte bizler beklenti içine girmek yerine gelene rıza gösterip bizden istenen esas işe bakacağız yani kulluğa.
Merak etmeyelim.Allah zatına kul olanları mahrum etmez,keder içinde bırakmaz.
Kadere teslim olan kederden kurtulurmuş.
Asıl mahrumiyet ve keder O’dan ayrı kalarak şu aziz ömrümüzü heba etmemizdir.
Konuyu inşaAllah aksettirebilmişizdir.
Allah’a hakkıyla teslim olup kutlu görevlerle vazifelendirilmemiz dilekleri ile.
