Sabriye,İslam aleminin en delikanlı hanımefenedisiydi.
Kendisine cariye standartları yaşatılan,sanki emri vaki iki çocuklu,köle makamında,evinde efendilik taslayan bir ekabirin hammaliye işlerine bakıyordu.
Cümle alem kadınları evlerine gelen nafakalarını kaşıkla yerken,o nafakasını dayak olarak alıyor karnını öyle doyuruyordu..Evet,gün boyunca yapmış olduğu hizmetinin karşılığını böyle alıyordu Sabriye.
Aslında istemiyordu,bunu hak etmediğini düşünüyordu.
Bu işten sıyrılmanın yollarını arıyordu.Adolf Hitler kalpli kocası da Allah’dan korkmuyordu.”Gavura vurur gibi” dedirtecek sahneler yaşanıyordu ev gibi gözüken cezaevinde.Sanki savaşta esir düşmüş hissediyordu kendisini,gözlerine bakıyordu efendisinin,dili tutuk yüreği merhamet ister gibi.
Kocası onu sözde!seviyordu,korkmuyordu bu beni bırakır da gider bir gün diye.Çünkü biliyordu,Sabriye onun nikahı altındaydı.Adam aklından, güya dini hükmünce “ben onu boşamadan o beni boşayamaz “ rahatlığını yaşayarak tekmeliyordu Sabriyeyi.
Olurmu olmazmı deyu şunu bir araştırayım dedi Sabriye.Öyle ya böyle bir adalet olsa olsa ömür törpüsü olur diyordu.Hem yolda yürüyor (dayağın etkisiyle seke seke) hem de dilinden şunları mırıldanıyordu;
“Acaba İslam’ın böyle bir zillete ruhsatı varmıydı,işkenceye maruz kalan bir kadın boşanamazmıydı istese de?” diye soruyordu.
Her şeyi ben biliyorum zanneden,zevk-u sefanın vermiş olduğu rehavetle kendinden geçmiş hoca kılıklı birisinin huzuruna çıkmıştı Sabriye.
Erkek egemen (imparatorluk) bir toplumun neferi,hatta önde gideni olmanın ve gamyemezliğin vermiş olduğu heybetin (Ona nur diyor bazıları) tesirinden olacaktı ki,gözleri yerde bir haya abidesi gibi dertlerini sıralıyordu İslam aleminin en delikanlı hanımefendisi Sabriye.
Şöyle soruyordu;
-(Gözyaşlarıyla)Hocam eşim bana fiziki işkencede bulunuyor.Bana öyle vuruyor ki evin duvarları bazen kana bulanıyor.Sağlığımı kaybetmekten korkuyorum.Korkuyorum,aklımı kaybetmek üzereyim.Bu insan kılıklı Müslüman müsveddesinden bir an evvel kurtulmanın hayrıma olacağını düşünüyorum diyordu.Onu bırakmak istiyorum ama,boşamaya yetkim olmadığını söylüyor.Ve bu genişlik ve rahatlık içinde beni sürekli dövüyor.Böyle bir hali İslam bize reva görürmü?
“Hoca kılıklı” şahıs şöyle cevap verir;
-Zinhar! Bak adın da sabiyeymiş,sabret kızım.Kocanı uyar,ikaz et.Olmazsa seni boşamasını iste.Bu da olmazsa yapacak bir şey yok.Haline razı geleceksin.O seni boşamadan sen onu boşayamazsın,diyordu.
Anlatılanları duyan Sabriye bir kez daha yıkılmış,dayağın alasını şimdi yemiş gibi hissediyordu.Keşke evindeki efendisinin dayağına razı gelseydi de bunları duymasaydı hisleriyle dolup taşıyordu.
Böylece bir kadın,hocanın uydurduğu İslam ile Allah’ın vahyettiği İslam arasında bir kez daha ölürcesine boğuluyordu.
Yine böylece İmparatorluğumuza bir halel gelir endişesi ile hoca kılıklı zat,bir belayı! daha def etmenin rahatlığını yaşıyordu.
Alemin en delikanlı hanımefendisi Sabriye boynu bükük,gözleri yaşlı ve İslam’ın güya ona reva gördüğü bu hükme razı bir eda ile evine nafakasını almaya gidiyordu.
Seni bir kez daha ölürcesine dövdüğümüz için üzgünüm Sabriye kardeşim.
